Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Eskişehir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eskişehir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kayayı delen ağaç...


Son güncelleme: 4 Temmuz 2015
Güncelleme tarihi 20 Aralık 2012'nin son dakikaları. Kıyamete 5 kala...
İlk yayın tarihi 2 Mayıs 2011

"İşte böyle olacaksın, hiç olmadık yerde, dağın tepesinde tek başına bile kalsan dimdik! Köklerin kayayı delip geçecek, meydan okuyacaksın denize, dağlara. En güzel manzara da senin olacak, senin hakkın o!" demiştik şurada :



Aşağıdaki ağaç da Eskişehir'den Mayıslar'a doğru giderken, Mayıslar'a 4-5 km kala hemen çay köprüsünü geçince görebileceğiniz bir kayanın üstünde. 
Kayadır demememiş, toprağım yok ben nerede duracağım, suyum nereden gelecek dememiş,
delmiş geçmiş.



Kaya mı ağacı tutuyor yoksa ağaç mı kayayı? Belki de kökleri kayayı yamaca sabitliyordur. Doğanın dengesi müthiş...

Ya buna ne demeli...

14 Şubat 2012'de eklendi

Hele buna ne dersiniz? (20 Aralık 2012'nin son dakikalarında eklendi.)

Bu fotoğraf da benden. 27 Ekim 2012, İstanbul Fuar Merkezi otoparkı. Bitkinin çıktığı yere dikkatli bakınız. Beton ile asfaltın arasında kağıt bile giremeyecek kadar dar bir yerde... Sulayan yok, gübre veren yok, budayan, bakım yapan yok. Ama çıkmış oradan ve dimdik ayakta...

Fotoğrafı bizzat şahsen kendim ben cep telefonumla çektim 


Allah "Ol!" der ve olur...
Asfaltı delen çiçek

...
Bunlar da 4 Temmuz'15'de ilave edilenler. Her biri ayrı bir mucize...







...

İş yerimin penceresinden...

Az önce kule şeklindeki binanın üçüncü katındaki ofisimde bilgisayar başımda iken, dışarıdan her zamankinden değişik gürültüler gelmeye başladı. Pencereden dışarı bakınca Eskişehir'in verimli tarım arazileri üzerine kurulmuş olan "Türkiye'nin En Çevreci Organize Sanayi Bölgesi"nde! fabrikaların arasında sıkışıp kalan bir tarlada ekin hasadı için gelen biçerdöveri gördüm. 




Fotoğrafta da gördüğünüz gibi tozunu attıra attıra tarlanın bir ucundan diğer ucuna gidip gelmekte biçerdöver. Şu an ben bu satırları yazarken tarlanın yarısını biçti bile. 


-=(O)=-

Bana gelince; biz eskiden (biz eskiden eskiden su içerdik testiden... he he araya espri sıkıştırayım dedim) neyse, biz eskiden iş yerimizin bahçesinde domates, biber, salatalık, kavun bile yetiştirirdik. (Bakınız --> İş yerimdeki KüçükBahçemiz, 2012 Yaz Sezonu)

Dikkatli takipçilerimin gözünden kaçmamıştır, o zamanlar odamın manzarası farklıydı şimdi daha farklı. Sebebi diğer ofise geçmiş olmam. Burada zemine biraz uzak olduğum için saksıda bir şeyler yetiştiriyorum. Zaten yukarıdaki fotoğrafın ön planında biberi, benjamini ve paşa kılıcını görüyorsunuzdur.

Evde aylardır bir türlü sürgün vermeyen paşa kılıcı buraya gelince 15 günde coştu, yanından çıkan yavrusu neredeyse boyuna ulaştı. Bunu görünce evde ne kadar dallanıp budaklanamayan salon bitkim varsa alıp geldim. Burayı sevdiler keratalar, fotoğrafta görünmeyen bir kaç tane daha var böyle. Hatta bir de saksıda çeri domatesim var. O da çiçeklenmeye başladı. Ramazan bitene kadar domates ve biberler olur inşallah. Öğlenleri dalından biber, domates yeriz biz de...


19.07.13 @ Eskişehir-Kule'den bildiriyor.

Çöpte Açan Çiçekler


Eskiden tozu ve çamuru ile anılan Eskişehir'imiz son yıllarda pek bir güzelleşti. Modern ve büyük parklar, Porsuk'ta gondol turları derken şaka değil plajımız bile var İç Anadolu'nun bir kenti olan şehrimde.

Tur otobüsleri hiç eksik olmuyor, yabancı plakalı arabalara da çok sık rastlanıyor artık. Geçenlerde İzmir'de iken bir turizm acentasının camında görmüştüm Eskişehir'e günübirlik turlar diye; hoşuma gitti ne yalan söyleyeyim...

Bugün hava güzeldi, çocukları aldık hanımla beraber şöyle bir Hamamyolu turu yaptık. Arabayı parkedip giderken 31 plakalı bir araç da Porsuk civarına nasıl gideceğini soruyordu durdurduğu bir hemşehrime. Anlaşılan o ki o da gezmeye gelmiş Aşk-ı Şehrimizi.

Güzel bir şeyler oluyor da biraz da sahip çıkmak lazım bu yapılanlara. Hep başkalarından beklememek lazım.
Bakın aşağıdaki fotoğrafa. Belediyelerin güzel bir uygulaması var şehrimizde: "Çöpte Açan Çiçekler". Çöp tenekelerinin üzerine mevsimine göre çiçekler yerleştiriyorlar. Hamamyolu boyunca da onlarcası var. Her bir kutunun üzerinde de en az 20-30 tane menekşe vardı, bu gün gördüğüm şekliyle... Kimisi evine çiçek götürmek isteyenler tarafından eksiltilmiş ama olsun. Altında çöp tenekesi olmasına rağmen; çoğu çiçeklerin dibinde sigara izmaritleri, dondurma külahı, kullanılmış peçeteler de var.


Benim takıldığım husus bunlar değil, çiçeklerin toprağının kuruluğu. Belediye ne güzel bir hizmet getirmiş. Sokağını, dükkanının önünü çiçeklerle donatmış. E be güzel kardeşim, günde bir tas su dökmek çok mu zor geliyor ya da hiç mi aklına gelmiyor? Gerçekten kınıyorum Hamamyolu esnafını. Elbetteki kıymetini bilip temizliğini, bakımını yapana değil lafım ama böylesi de çok nadir. Yol boyunca hemen hemen her çiçekliğin toprağını kontrol ettim, hepsi kuru. İllaki belediye mi gelip sulayacak senin dükkanının önündeki çiçeği?

Benim yaşım müsait, hatırlarım ve mutlaka başka hatırlayanlar da çıkacaktır. Eskiden Hamamyolu boyunca bir dere akardı. Başta esnaf ve halkımız temiz tutmayı beceremediği için kirlilik yarattığı gerekçesi ile üstü kapatıldı bu derenin. Şimdi yolun altından künklerin içinden akıyor bu dere. Elin gavuru şehrini güzelleştirmek için yapay su kanalları yaparken şehir içine biz elimizdekinin kıymetini bilmediğimizden yerin altına indiriyoruz. Lütfen biraz özen gösterelim, biraz kıymet bilelim. Yapılan bu hizmetlere sahip çıkalım. Tüm gün gözümüzün önünde duran, göz zevkimize hitap eden bu çiçeklere arada bir su vermeyi ihmal etmeyelim, çok mu zor?

Bu fotoğraf benim hatırladığım dönemlerden de çok önce çekilmiş. 
Ben bu derenin ıslah edilmiş, daha bakımlı halini görmüştüm. 
Soldaki ilk bina şimdi Namlı Gıda şarküteri.


.

KüçükBahçem'in pepinoları

12 Ekim 2011 tarihli şuradaki yazımda

Şekli ve desenleri  ne kadar da birbirine benziyor. Acaba pepino mu patlıcana baka baka olgunlaşıyor yoksa patlıcan mı peppinoyu örnek alıyor. Aslında alışık olduğumuz üzere patlıcanın morumsu siyah olması gerektiğine göre belki KüçükBahçem'deki bu patlıcanlar pepinoya benzemeye çalışmışlar diye zannediyorum.

demiştim. Meğerse pepino zaten patlıcangillerdenmiş;  Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın Ekim 2011 sayılı Tarım Bülteni'nin yalancısıyım. Aşağıda bültendeki  pepino ile ilgili yazıyı bulabilirsiniz ama önce KüçükBahçem’in pepinolarının bir tadına bakalım değil mi…


 Bahçeyi temizledikten sonra pepinolar daha da açığa çıktı



Bu sene sadece bu gördüğünüz 2 adet pepinoyu yetiştirebildim. KüçükBahçem adından da anlaşılacağı gibi küçük olduğundan pepinolar domateslerin ve altın çileklerin arasında sıkıştı kaldı. Bu nedenle fazla ışık alamadığı için fazla meyve vermedi. Fakat bu iki tane de son derece lezzetliydi. Kelek kavun, salatalık sanki biraz da ananas tadı aldım. Aşağıda da böyle tarif edilmiş zaten.

Aşağıdaki yazıda yetiştirme şartları ile ilgili güzel bilgiler verilmiş. Seneye bunlara dikkat edeceğim. Pepinonun fidelerini; domates, biber gibi alışık olduğumuz sebze fidelerine göre bir hayli pahalıya yaklaşık on katı bir fiyata almıştım. Gördüğüm kadarı ile fidesini üretmek çok zor değil. Toprağa deydiği yerden kök salıyor. Bir iki dalından çelik alıp toprağa dikmiştim, onlar bile köklenip tuttular. Kışın Eskişehir'in soğuğundan koruyabilirsem önümüzdeki sezona kendi fidelerimi üretmiş olacağım inşallah.

Ekim 2011, Tarım Bülteni
Eski Damağa Yeni Tat: PEPİNO

Ayşe Gül ULUCAN ŞAHİN
 



Her şey gönlünüzce olsun, sağlıcakla kalın.

İşyerindeki KüçükBahçem'iz

Asıl işi elektronik sanayi ve ticareti olan çalışmakta olduğum firmada bazı "köklü" değişikliklere gidiyoruz. Mesela önümüzdeki dönemde çok önem kazanacak olan iyi tarım uygulamalarına el atarak "köklü" ürünler üretiyoruz; domates, biber, peppino, altın kiraz, patlıcan, salatalık, fasulye gibi...

Aslına bakarsanız bu, şirketin kurumsal stratejisi değil; bir ArGe'ci olarak benim ve bir kaç gönüllü iş arkadaşımın fikri. Öğlen yemek arasını değerlendirmek üzere yaptığımız bir uğraşı. Geçen sene (Bknz.: "Bizim şirketin bahçesinden 2 - hasat zamanı" başlıklı yazı dizisi.) bir çay molasında laflarken ortaya attığımız fikri bu sene daha da geniş katılım ve daha da geniş arazi ile büyüttük. En verimli tarım arazileri üzerine kurulu "Türkiye'nin En Çevreci Organize Sanayi Bölgesi"ndeki işyerimizin bahçesinde şu an itibari ile domates (pembe domates, cherry-çeri, sırık, oturak), biber, peppino, altın kiraz (altın çilek, inka eriği, yer kirazı, cape bektaşı üzümü, güveyfeneri, goldenberry, physalis peruviana, poha; oha yani ne kadar da çok adı varmış...), patlıcan, sırık salatalık, fasulye, su kabağı (süs kabağı, susak) gibi bitkilerimiz mevcut.

Takvimin kopmamış sayfasında 17 Mayıs 2011 yazarken, ilk önce toprağımızı çapalayıp kabarttık, gübreyle birlikte alt-üst ettik. (Aslında daha öncesinde zirai danışmanımız, tecrübeli bahçevanımız Nafiz Dayı'dan yer istedik. O da bize burayı tahsis etti. Toprağı hiç fena olmamakla birlikte oldukça da geniş bir alan)


tesviyesini yaptık, su akışına göre seviyesini ayarladık.

Küçük Bahçem Karlar Altında

Küçük Bahçem Karlar Altında

Ha bugün ha yarın derken nihayet bir sabah penceremin perdesini açtığımda dışarıdaki karı gördüm. Gece serpiştirmeye başlayan kar bu sefer hemencecik vazgeçmemiş, sabaha kadar yağarak oğluma “Bak oğlum kar yağmış, kardan adam yapalım mı?” diyebileceğim kadar da birikmiş dışarıda. OğulMonk’la birlikte çıktık karlar altındaki küçük bahçemize. Baba-oğul (oğlumla ben) ilk defa birlikte kardan adam yaptık birer tane. Yaptık ama dedik ya çoktandır kar yağmıyordu diye, kardan adam yapmayı da unutmuşuz. Zaten estetik yoksunu bir adamım, yaptığım kardan adam acayip bir şeye benzemiş; ben de adını “Ucube 2” koydum…









Yazın yemyeşil olan, domates, biber, patlıcan yetiştirdiğim küçük bahçem bugünlerde böyle bembeyaz bir örtünün altında. Her mevsimin ayrı bir güzelliği var, keşke her sene yaz yazlığını kış kışlığını yapsa, ikisinin arasında da bahar olsa…










Esen kalın, sıkı giyinin üşümeyin...

Domateslerim artık askıda

(NOT:Bu yazıyı Facebook’tan okuyorsanız yukarıdaki linke tıklayarak yazının tamamına ve fotoğraflarına ulaşabilirsiniz.) 

Toprağa aktardığımda boyu bir karış bile olmayan domates fideleri şimdi destek çubuklarını bile yerinden sökerek büyüdü gitti.

İlk diktiğim destek çubukları yetersiz kalınca hurdacıdan aldığım 4 adet demir boruyu derince çaktıktan sonra aralarına sağlam çamaşır ipi de bağlayarak sabitledim. Domates bitkilerini de sağlam iplerle, zedelemeden bu kalın ipe bağlayarak "askıya aldım". Böylelikle yerlerde sürünen dallar biraz kendine geldi.




Ön sıradakiler, ligustrumların hemen arkasındakiler benim pembelerim. Arkalarda da çeri (cherry) domatesler var. Aralarında bir iki değişik tür daha vardı, ithal tohumlardan çıkartmıştım ama hangisi nedir bilemiyorum. Onları meyveleri alınca anlayacağız.

Domateslerin yanında görülen ayçiçeği de kendi kendine çıktı. Galiba çöpe attığımız çekirdek kabuklarının arasında bizim oğlanın çitleyemediklerinden çıktı. Bir kaç tane daha vardı ama onlar domateslerin arasında gelişemedi, ben de söktüm attım.
Bir de ilk zaman fideler küçük olduğu için iyi hesaplayamamışım; meğerse çok sık dikmişim. Şimdi bitkiler büyüyünce birbirlerini ezmeye, gölgelemeye başladılar. Bu nedenle çok sık olanlardan 4-5 tanesini, dalındaki domatesleri ile birlikte kökünden söküp çıkardım. Neyseki komşumun yeri varmış; onlar aldılar, toprağa kavuşturdular yeniden. Fakat, her ne kadar köklerini fazla zedelemeden sökmüş olsam da yeniden dikildiğinde tutup tutmayacağını bilemiyorum; inşallah tutar. Bir tanesini de ben denemek için büyükçe bir saksıya aldım. 2-3 gün geçti sanki tutmuş gibi duruyor.

Bitkinin daha fazla güneş ve hava alması, meyvelerine daha fazla güç verebilmesi için koltuk budaması da yaptım. Bu işlem şurada çok güzel anlatılmış: http://www.bizimbahce.net/forum/saksida-domates-yetistiriciligi/domates-budamasi/

domatesler kendilerini göstermeye başladılar


Esen kalın...
.

Küçük bahçem...

.
Sıraevler’deki yeni evimizin önünde küçücük bir bahçemiz var. Bir tarafını  çiçeklik olarak bıraktık diğer tarafta ise bir şeyler yetiştirelim diye uğraşıyoruz. Aslında önceki evimde de bahçe vardı ama nedense hiç ilgimi çekmemişti bir şeyler yetiştirmek, toprakla uğraşmak. Gerçi annem bir şeyler yapıyordu ama ben sofradaki haliyle ilgileniyordum sadece.

Evimizin önündeki iki küçük bahçe

Mayıslardaki bahçede ise toplamda 40 kadar ceviz ve zeytin fidanlarım var. Annem geçen sene fidanların arasına biraz domates, biber, kavun, karpuz ekmiş. Ne sulamasıyla ne de çapasıyla fazla ilgilenemedik; 3-4 haftada bir gidip su verdik ama buna rağmen geçen sene epey mahsul aldık kendi çapımızda.  Bir bu nedenle bir de bir arkadaşımın iş yerinde saksıda perlit içinde domates yetiştirmesi ile “neden olmasın?” diyerek ben de giriştim bu işlere.

İlk önce bol bol okudum ilgili siteleri. Kimisi kişisel sayfalar kimisi forumlar olmak üzere gerçekten de güzel ve faydalı bilgilerin paylaşıldığı çok güzel siteler var. Bazılarının linklerini bu blogda da bulabilirsiniz. Bu siteleri, forumda yazılanları okudum; çok şey öğrendim buralardan. Şimdi de uygulamasını yapmaya çalışıyorum. İnsanın doğasında var demek ki bahçeyle, toprakla uğraşmak. Her akşam eve gidince bahçeyi sulamak, yabani otları ayıklamak; bitkilerin gözümün önünde gün be gün büyüdüğünü görmek sonunda da kendi yetiştirdiğin bir şeyin tadına bakmak inanılmaz keyifliymiş…

Ekim-Kasım gibi bahçedeki toprağı iyice altüst etmiş, ayrık otlarını, yabani bitkileri temizlemiş, toprağa karışmış olan inşaat artıklarını, çöpleri, iri taşları ayıklamıştım.  Biraz da yanmış koyun gübresi döküp iyice karıştırmıştım. Üzerinden kış geçince toprak iyice dinlendi, tazelendi.

Kıştan itibaren evimdeki mini serada domates, biber tohumlarını çimlendirme başladım. Havalar ve toprak ısınmaya başlar başlamaz fideleri bahçeye aktardım.  İtiraf edeyim aşırı ilgi nedeniyle ya suyu ya da gübreyi fazla vermekten biraz da oğulmonk’un “-Anne bak sana çiçek topladım” diye ikide bir fideleri koparmasından dolayı fidelerimin çok azı hayatta kaldı;  çok azını bahçeye aktarabildim. 

Yapay ışık altındaki seram

Viyole yaptığım şaşırtma işlemi

Neyse ki yardımımıza Mayıslar’daki akrabalarımız yetişti.  Köyden getirdiğim pembe domates (çaltı), cherry domatesleri, birkaç değişik tip biberleri, evde büyüttüklerimden sağ kalmayı başarabilen ithal cins biberleri bahçeme diktim. Şansızlık olacak ya ertesi gün hava birden bire soğudu. Fideler bayıldı gitti. Neyse on gün kadar sonra domatesler kendine geldi fakat biberlerin çoğunu kaybettik. Onların yerine de pazardan tanesi 25 kuruştan fide alıp diktim.

Mayıslar'da bir sera içinde binlerce fide

Nadasa bırakmış olduğum bahçe

Fideleri dikmek ve sulama için karıkları açtık

Fideleri diktik

Can suyunu verdik
Şimdi –ilgiyi abartmadan- suluyoruz akşamları oğlumuzla. Fena gitmiyorlar, inşallah dalında meyvelerini de göreceğiz.

OğulMonk bahçeyi suluyor.

Dalından koparıp beraberce yemek dileğiyle, esen kalın...


.

Sen hiç ipekböceği gördün mü?

Mayıslar köyünde, bir İç Anadolu şehrinde olması umulmayacak sebze, meyve yetişir demiştik. Mesela bizim orada dut bol olduğu için ipekböcekçiliği de yapılır. Biliyorsunuzdur, ipekböceği sadece dut yaprağı yer.

Wikipedia’da şöyle bahsediliyor ipekböceğinden:
“Kelebek yumurtalarını dut yaprakları üzerine bırakır, yumurtladıktan üç dört gün sonra ölür. Baharda taze dut yaprakları üzerindeki yumurtalardan larva halinde çıkan tırtıllar sık tüylü ve siyahtır. Büyük bir iştahla devamlı dut yaprağı yerler ve dört beş defa gömlek değiştirerek bir, bir buçuk ayda 7 veya 8 santime ulaşırlar. Büyüdükçe renkleri açılır ve tüyleri kaybolur. İyice büyüyüp de hücrelerine yerleşince üst dudağındaki delikten iplik halinde zamk gibi bir sıvı çıkararak kozasını yapmaya başlar. Tırtıl önce kozanın dış kısmını sonra kendi vücudunun etrafını örmeye devam eder ve görünmez olur. Eğer kendi haline bırakılırsa iki üç hafta içinde kelebek haline gelerek ördüğü kozayı parçalar ve dışarı çıkar. Bu yüzden kozayı parçalamadan kozalar sıcak suya atılır veya sıcak su buharına tutularak tırtıl öldürülür. Böylece ipek kozaları elde edilir. Bu kozalardan da tel şeklindeki ipek lifleri çıkarılıp ham ipek üretilir.”

Tam da bu aralar ipekböceği yetiştirme mevsimi. Bizim köydeki akrabalarımız da yetiştiriyorlar. Hani marketlerde satılır ya kuru ekmek mayası aynı onun gibi bir kutu içerisinde böcek larvaları alınır kooperatiften. Sonra bunlar dut yaprağı üzerine serpilir.



Sonra bu böcekler yedikçe şişer, şiştikçe bir daha yer. Şöyle bir şey olurlar:


Daha sonra kozasını örmeye başlar, ördükçe de kendini içeriye hapseder. Vakti gelince de kozayı delerek uçar gider.







İşte tam o vakitte, delmeden kozaları yapraklardan ayırmak ve kooperatife satmak gerekir. Çünkü delinmiş koza değersizdir. Vaktinde koza yapraklar arasından alınır, tüyler elle ve bir sofra masasına takılmış demir bir çubuğun döndürülerek tüylerin demire sarılması ile temizlenir. Bu noktadan sonra kozalar aynen yumurta gibi kalır. Bu haliyle vakit kaybetmeden hemen kooperatife götürülür,  kilo hesabı ile satılır. Hemen götürülmelidir çünkü bekledikçe kuruyarak kilo kaybeder, tartıda hafif çeker bu sefer.

Hatırlarım, ben çocukken babaannem ile rahmetli dedem tüm gelinlerini torunlarını çağırırlardı da bir günde tüm kozaları toplar çuvallarla kooperatife satardık. Akşama yetişsin diye ne de keyifle ve hızlıca çalışırdık. Çocukluğumun Mayıslar hakkındaki en güzel hatıralarından biridir bu hasat işlemi.

Hasat işleminin bir güzel yanı daha vardır. Artık böcekler (kozalar) toplandığı için evlerin odaları da bizlere kalacaktır. Çünkü böcek zamanı tüm aile halkı sadece bir odada yatar kalkar, yaşar. Diğer tüm odalarda böcekler olur, ranza sistemi ile döşenmiş yaylı divanların üzerinde. Bu böcekler aşırı derecede oburdur. Bunları beslemek için bazen günde 2-3 sefer eşek yüküyle dut yaprağı taşınır ranzalara.

Geceleri bu evde yatmak insana ürperti verirdi çünkü böceklerin kımıldarken ve yaprak yerken çıkardığı sesler bilim kurgu korku filmlerindeki gibiydi.

İpekböcekçiliğini köye ekonomik olarak oldukça büyük katkısı vardır. Sadece yetiştiricilik olarak değil, kozabirlikte insan gücü olarak da. Yakınlarımdan mevsimlik işçi olarak burada çalışanlar da var.  Aşağıdaki fotoğrafı National Geographic’in sayfasından aldım. Şöyle de bir üst yazısı var:

“Eskişehir Sarıcakaya’nın, Mayıslar köyündeki fabrikaya getirilen ipekböceği kozaları fırınlandıktan sonra açıkhavaya çıkarılıp havalandırılıyor. Çünkü nem, çürümelerine neden oluyor. Kozalar depoya kaldırılmadan önce Faruk Akbaş’ın objektifine takılmış. Faruk Akbaş, fabrika binasının en üst katından çektiği bu fotoğrafla Gezi–Kültür” kategorisinde birincilik ödülü kazandı.”


Şimdi bu yazıyı yazarken biraz google’ladım, ne acayip şeyler gördüm. Hatta bizim köye ipekböceği görmek için turistik turlar bile yapılıyormuş. Allah Allah yahu yakında insanlar koyun, tavuk, yeşillik görmek için bile köylere turlar düzenleyecekler herhalde…

esen kalın...








Sayfamdaki yazılar kaynak gösterilerek ve bu sayfanın adresi verilerek kullanılabilir.

Sayfamda bazı yazılarımda bahsetmiş olduğum yöntemler kendi öğrendiklerimi, denediklerimi paylaşmak amacıyla yazılmıştır. Yapılan denemelerin sonuçları da yine burada paylaşılmaktadır. Tarif edilenlerin yanlış/eksik uygulanması, yazı dizilerinin tamamının okunmaması, vb herhangi bir nedenden dolayı istenmeyen sonuçlar elde edilmesi, beklenen sonucun elde edilememesi ve/veya karşılaşılabilecek herhangi bir zarardan dolayı sorumlu tutulamayacağımı bilgilerinize sunarım.

Kaynak belirterek ya da belirtmeden kullandığım yazılarımdan dolayı herhangi bir rahatsızlık duyan, haksızlığa uğradığını düşünen beni haberdar ettiği zaman ilgili yazıyı yeniden gözden geçireceğimi, şikayetinde haklıysa yazıda gerekli düzeltmeyi ivedilikle yapacağımı taahhüt ederim.
-=(RaideR)=-

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | ReviewSilo - Reviews for e-Shopping