Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

ve nihayet domatesler göründü...

Bu sene mevsimlerin kaymasındandır herhalde havaların geç ısınması nedeniyle viyollerdeki fideleri toprağa geç aktarabilmiştim.

Biberleri 10-15 gündür topluyordum da nihayet kızaran ilk domateslerimi de dün itibari ile dalından kopardım.




Hıyarlar İşyerimizdeki KüçükBahçem'izden...


"FaceBook'da sanal olarak çiftçilik yapacağımıza birkaç arkadaş işyerimizdeki bahçenin bir kenarında doğal olarak bir şeyler yetiştirmeye çalışıyoruz."
demiştik 2 Temmuz tarihinde.(Bu yazı dizisinin başlangıcını merak edenler için tam da şurada--> tıklayınız.)



O günden bugüne pek çok köprünün altından çok sular aktığı gibi bizim bahçedeki karıklardan da pek çok su akıttık. Akıttığımız bu sular ve arada verdiğimiz organik gübreler bize "şimdilik" salatalık ve biber olarak geri dönüyor. İki-üç günde bir aşağıdaki fotoğraftaki kadar mahsül alıyoruz ve beş arkadaş arasında eşit olarak paylaşıyoruz.

 Hıyara gel, bibere gel...

Susaklar, domatesler, kavun ve kabaklar da yolda. Serçelerden, farelerden ve saksağanlardan bize kalırsa inşallah onların da tadına bakabileceğiz.

25 Temmuz 2011 Pazartesi itibari ile bahçemizin son durumu

15 Haziran 2011 tarihinde ilk yazısını yazdığım işyerindeki KüçükBahçe'mizdeki gelişmeler devam ediyor. Hemen hemen her öğlen arası ya yabani otları yoluyoruz ya da günlük mahsülümüzü topluyoruz büyük bir keyifle.


Sanal hıyar yemekten daha lezzetli...
.

Kene hafif geldi, bir de akrebi deneyelim...

Kene tarafından toplam 3 sefer ısırıldım. Artık keneler hafif gelmeye başladığı için bir de akrebi deneyelim dedim, tarlamda sulama yaparken sağ el ve sağ ayak bileğimden akrep soktu. Doktora göre aynı akrep iki kez sokmazmış, iki farklı failim olabilir bu durumda. Olayın üzerinden yaklaşık 5 saat kadar geçti. Şu an bu satırları yazarken hastanedeyim. Acile gelmiştim, tedbiren beni bir gece gözaltına pardon gözlem altına aldılar.

Şimdi burada akrepler, akrep sokmaları hakkında bilgi vermeye gerek yok. Zaten ben de bilmiyor(d)um. Öğrenmek için Google Abi'ye, wiki kardeşe sordum. Bir sürü bilgi var. UzmanTV'de de güzel güzel anlatıyor bir doktor hanım. Bunun yerine sokulma ve sonrasındaki maceramı anlatayım. Merak edenler okumaya devam edebilir istemeyen Control-W'ya basabilir.

Mayıslar'daki KüçükBahçem'de zeytinlerimi ve cevizlerimi yeni kurmuş olduğum damlama sulama sistemi yardımıyla suluyordum. (Damlama sulama sistemi kurma hikayemi daha sonra anlatacağım) Artık işim bitmiş yavaş yavaş toparlanmaktaydım. Zeytinlerin altındaki ayrık otlarını yolarken sağ el bileğimde keskin bir acı hissetim. İlk anda diken battı zannettim ama ağrının çok keskin olması nedeniyle bir böcek tarafından ısırıldığımı anladım. Neyin ısırdığını/soktuğunu görmek için toprağı eşelerken sağ ayak bileğimde daha keskin bir acı daha hissetim tam o anda akrebi fark ettim. Üzerine bastım, ezilerek toprağa karıştı ve sanırım öldü. Vakit kaybetmek istemediğimden çok fazla arayamadım. Bulsaydım yanımda getirecektim hastaneye. Bir de hatıra fotoğrafı çektirecektim akreple birlikte.

Fotoğrafını çekemedim ama beni sokan akrep şuna benziyordu.



Yanımdaki arkadaşım ve özellikle de bizim telaşlı hareketlerimizi farkeden annem paniklediler. İşin aslı ben de telaşlanmadım desem yalan olur. Panik yapmadım ama bu sefer durum keneye göre daha ağır olduğu ve daha önce de akrep sokması acısı yaşamadığım için işi ciddiye aldım.

Antalya'da tarih ve seralar iç içe [15 Temmuz 2011'de güncellendi]

Antalya en çok seraya sahip kentimiz olsa gerek. Artık sera kuracak arazi kalmamış herhalde ki, başkalarında olsa ancak uzaktan seyrettirilen antik tiyatroların dibine kadar seralar kurulmuş. Yani bir anlamda tarih ve sera iç içe. Hani neredeyse tiyatronun üstüne de naylon çekilip içinde sebze yetiştirilecek.



 <----- Eklenen Bölüm ----->
Google Earth'de gezerken bir de bunları buldum.

Burası da Antalya'da, Lymra Antik Tiyatrosu. Finike yakınlarında bir yer. Google Maps'de açmak için resme tıklayınız.



Burası Patara kumsalına yakın, Kumluova'da Letoon Antik Tiyatrosu.


Burası Demre'de Myra Antik Tiyatrosu (ilk fotoğraftaki yer)



 <----- Eklenen Bölüm Sonu ----->

Benden ancak bu kadar. Ne kadar da çok antik tiyatro varmış Antalya'da. Adamlar, bizim şimdiki cep sinemalar kadar tiyatro yapmışlar zamanında.

Sizin de bildiğiniz, bulduğunuz yanında sera olan antik tiyatrolar varsa lütfen yorumlara yazın.

Sağlıcakla...

KüçükBahçem'de 2011 Yılı İlk Hasatlarım


İşyerimdeki KüçükBahçem'izden iki üç günde bir adam başı 2-3 salatalık, 3-4 biber toplamamıza rağmen evimin önündeki KüçükBahçem'den ilk mahsülü almam biraz gecikti.


Bahçeme diktiğim pepino, domates, patlıcan, biber, altın çilek, su kabağı, patates, fasulye bitkileri büyüyorlar. Henüz kızarmasalar da bol bol domatesim var.

Geçen sene yere düşen sarımsı sırık domateslerin tohumlarından kendiliğinden çıkan bir domates bitkisi

Bu sene dalından koparıp taze taze tadına baktığım ilk ürün biber oldu.
Jalapeno biberlerim dalında

İlk hasatım bir kaç tane jalapeno ve sarı süs biberi (biberiye) oldu. Hepsi de acı. Hatta jalapenolar o kadar acı ki acı seven birisi olarak ben yiyemedim...

Bu sene de topladığım her ürünü tartıp kaydedeceğim. Geçtiğimiz sene ile kıyaslamak istiyorum.

Herkese bol hasatlar...

.


Sümüklüböceklerden Bira ile Kurtulun

"Rakı şişesinde balık olsam" demiş ya rahmetli Orhan Veli, benim KüçükBahçem'de bu mısrayı "bira kutusunda sümüklüböcek olmak" şeklinde değiştiriyorum...


KüçükBahçem'in sakinlerinden (hem de oldukça sakinlerinden) biri de sümüklüböcekler. Sebzelerimin yere yakın yapraklarını yemelerinden başka bir zararını görmedim aslında ama her saksının altında çıkması canımı sıkıyor; OğulMonk'un da midesini bulandırıyor. Geçtiği yollarda bıraktıkları sümüğün izleri de cabası...

Kimyasal mücadeleden mümkün olduğunca kaçınıyorum. Google Abi'ye sorunca sümüklüböceklerle mücadele yöntemini, birayı önerdi bana. Bir deneyelim dedik. Hayatında hiç alkol almamış birisi olarak (başkası alıp içmiş de değilim, sadece 2 yudum tadına bakmışlığım var) gidip bir tekel bayiden bir tane kutu bira aldım.

Evdeki peynir, çikolata kutularını bahçede sümüklüböceklerin en çok gezindiği yerlere gömdüm. Bir parmak kadar toprağın üstünde bıraktım ki toprak ve su kutuya girmesin.
Buz gibi birayı köpürte köpürte kutulara doldurdum.

Mazı ve Ateş Dikeni Çimlendirme [5 Temmuz 2011'de güncellendi]

Sonbahar sonunda evimizin etrafındaki mazılardan bol miktarda kozalak toplamıştım.

Kozalaklar birkaç hafta içinde ev ortamında kaloriferin üstünde kuruyunca içindeki tohumlar kolaylıkla döküldü. Bu tohumları da nemlendirilmiş perlitle karıştırarak bir torbaya koydum sonra da buzdolabında beklemeye bıraktım. Bu işleme soğuk katlama, ıslak katlama ya da soğuk-ıslak katlama deniyor. Soğuk katlama sayesinde tohumdaki embriyonun hemen çimlenmesi engellenerek yeterince olgunlaşması sağlanıyor. Bir müddet kış uykusu şeklinde dinlenen embriyolar daha sonra daha güçlü olarak çimlenebiliyorlar.

Havalar ısınır gibi olduğunda da, Mart'ın sonuna doğru buzdolabından çıkarttım. Hiç bir kıpırtı, çimlenme yoktu. Fakat iki gün sonra bir de baktım tohumların tamamına yakını çatlamış hatta çimlenmeye başlamışlar. Köklerini uzatmak için toprak arıyorlardı.



Bunları saksıda yetiştirmek üzere toprağı hazırladım. Bahçe toprağı ve torf karışımına biraz perlit ve deniz kumu ilave ettim. Araştırdığımdan öğrendiğime göre mazı gibi bitkiler kumlu topraklarda daha iyi köklenebiliyorlar. Deniz kumunu yıllar yıllar önce su koleksiyonu yaparken Kemer'den getirmiştim. (Bknz. "Su gibi aziz olun" başlıklı yazım). Deniz kumundaki tuzun bitki köklerine zarar vermemesi için iyice yıkadım temizledim. Toprağa ilave edip iyice karıştırdım.

İşyerindeki KüçükBahçem'izin ilk mahsülleri

FaceBook'da sanal olarak çiftçilik yapacağımıza birkaç arkadaş işyerimizdeki bahçenin bir kenarında doğal olarak bir şeyler yetiştirmeye çalışıyoruz. Hiç de fena gitmiyor hani; daha önceden de yazdığımız üzere birkaç çeşit domates ve biber, peppino, patlıcan, salatalık, susak, altın çilek, kabak, kavun gibi kolay yetişen sebzelerimiz var işyerindeki KüçükBahçem'izde.


Diğer bir seçenek olarak öğlen yemeğimizi yedikten sonra kalan vaktimizi ya yine bilgisayar başında ya da bir gölgede pinekleyip geyik muhabbeti çevirerek geçirecektik. Zaten gün boyu bilgisayar başında olduğumuzdan hiç olmazsa biraz toprakla uğraşıp bir yandan negatif enerjimizi toprağa aktarırken bir yandan da kendi kendimize bir şeyler yetiştirmiş olmanın hazzını alıyoruz. Ayrıca bahçede çalışırken de geyik muhabbeti yapmak mümkün, bundan da geri kalmıyoruz yani.

İş yerlerinde küçük de olsa böyle bir imkan veriliyor olmasının, çalışanların işini sahiplenmesine katkı sağladığına inanmaktayım.
Bir işyerine sadece "iş" için geliyor olmak bir müddet sonra monotonluğa, motivasyon eksikliğine ve neticesinde de verimsizliğe yol açacaktır. Bizler işyerimizin bize sağladığı en büyük sosyal aktivite olarak bahçenin bir kenarında kendimize bir yer açıp orada bir şeyler yetiştirmek suretiyle ertesi güne yönelik olarak bir beklentiye sahip olmaktayız; kariyer planlarımızın yanı sıra...
Domatesimizin, salatalığımızın çiçek açması, biberimizin büyümesi gibi... Biz bu işe başlarken, kıdemli çalışanlar olarak diğerlerine örnek olabiliriz mi diye de bir beklentimiz vardı. Yani yemekten sonra -Organize Sanayi Bölgesi'nde de gidecek başka bir yer olmadığından- avare avare gezinmenin, bir gölgede uyuklamanın ya da ısrarla bilgisayar başında oturmanın yanı sıra başka bir şeyler de yapılabileceğini göstermek istiyorduk. Sanırım başarılı da olduk, en azından biz 6-7 kişiyiz. Meraklı bazı arkadaşlarımız da biz bahçedeyken gelip "-Bu şaşkınlar ne yapıyorlar burada?" diye bakmak için bile olsa yemek sonrası rutinliğinin dışına çıkmış oluyorlar... Hatta daha çalışkan daha aktif olanları da "şunu şöyle yapın", "bu karıklar olmamış", "peppino dikeceğinize goji berry dikseydiniz", " bu kadar domates kime yetecek",  "benim kayınım da biber diktiydi" gibi söylemlerle bizlere destek veriyorlar eksik olmasınlar... Hiç yoktan iyidir; hiç olmazsa onlar için de yapacak bir iş, seyredecek birileri, takılacak bir konu çıkmış oluyor.


Gönüllü herkese çapamız, küreğimiz olmadı sulama hortumumuz var. Bağımsız çalışmak isteyene yerimiz de var. Yeter ki isteyen olsun...

Bitkilerdeki zararlı böceklere karşı arap sabunu

fotoğraf http://gardener.wikia.com/wiki/Aphid adresinden

"Arap Sabunu" deyince aklımıza hemen başka şeyler de gelebilir; "Arap sabunu bol bulunca bahçedeki domateslere sürermiş" gibisinden mesela... Pek bilinmez ama arap sabunu bitkilere dadanan bazı yaprak bitleri, yeşil ve/veya kara sineklere karşı doğal bir ilaç olarak da kullanılabilir. Bu konuda çeşitli sitelerde çeşitli tarifler verilmiş olduğundan ayrıntısına girmeye gerek görmüyorum. Yine de kısaca şunu bilmekte fayda var diye düşünüyorum. Doğal hammadelerle üretilen arap sabunu belki de binlerce yıldır doğal bir temizleyici olarak kullanılmaktadır. Son zamanlarda çeşitli kimyasal katkılarla renkli, kokulu, daha güçlü vs. özelliklerde çok çeşitli temizleyiciler üretilmiş olsa da bu tür kimyasal katkılı temizlik ürünlerinin kanserojen etkileri olduğunu da öğrenmekteyiz. Bu nedenle gelişmiş ülkeler "eskiyi yeniden keşfederek" doğal ürünlere dönüş yapmaktadır. Bunlardan birisi de arap sabunu diye tabir edilen bitkisel yağlar kullanılarak yapılan temizleyicidir.

Biz de doğal bir temizleyici olan bu sabunu işyerimizdeki KüçükBahçem'izdeki sebzelerimizi mesken tutmuş böceklere karşı kullanalım dedik. Amacımız bu bahçede olabildiğince doğal ürünler yetiştirmeye çalışmak olduğundan gübre olarak da, ilaç olarak da kimyasal ürünlerden uzak durmaya çalışıyoruz.


Tatlı Patates Hakkında

Aslında bir patates değil fıstık çeşidi olan tatlı patates hakkında  bulduğum bir bilgiyi sizlerle de paylaşmak istiyorum.



Agronomik Özellikleri

Tatlı patates yetiştirebilmek için iyi gübrelenmiş toprağa ve ılık bir iklimine gereksinim vardır. Optimum nem ihtiyacı yıllık 76-127 cm yağmur seviyelerindedir. Bu değer, diğer kök ve yumru ekinlerinden biraz da düşüktür. Bitkiler bir kere ekildi mi, kuraklığa oldukça dayanabilirler. Olgunlaşma için yaklaşık 3-6 ay gibi kısa bir  süreye ihtiyaç duyulur.


Beslenme ile ilgili olmayan faktörler

Tatlı patates, midede oluşan gazdan sorumlu olan rafinoz şekerini içermektedir. Bitki dokularında bulunan rafinoz, stachyose ve verbascose şekerleri üst sindirim sistemi tarafından sindirilemez, böylece bağırsak bakterileri tarafından hidrojen ve karbondioksit gazı oluşturularak fermente edilirler. Rafinoz miktarı bitkinin yetiştirilme şekline bağlıdır. Afrika'nın bazı bölgelerinde patateslerin çok tatlı olduğu ve midede gaza neden olduğunu gözlenmiştir. Tatlı patatesin %90'dan %20'ye kadar tripsin inhibitörü aktivitesi (TIA) gösterdiği anlaşılmıştır. Tatlı patates çeşitlerinde tripsin inhibitörü içeriği ile protein içeriği arazsında önemli bir korelasyon vardır. 90°C'de birkaç dakika ısıtma ile tripsin inhibitörü inaktive edilir.

Sayfamdaki yazılar kaynak gösterilerek ve bu sayfanın adresi verilerek kullanılabilir.

Sayfamda bazı yazılarımda bahsetmiş olduğum yöntemler kendi öğrendiklerimi, denediklerimi paylaşmak amacıyla yazılmıştır. Yapılan denemelerin sonuçları da yine burada paylaşılmaktadır. Tarif edilenlerin yanlış/eksik uygulanması, yazı dizilerinin tamamının okunmaması, vb herhangi bir nedenden dolayı istenmeyen sonuçlar elde edilmesi, beklenen sonucun elde edilememesi ve/veya karşılaşılabilecek herhangi bir zarardan dolayı sorumlu tutulamayacağımı bilgilerinize sunarım.

Kaynak belirterek ya da belirtmeden kullandığım yazılarımdan dolayı herhangi bir rahatsızlık duyan, haksızlığa uğradığını düşünen beni haberdar ettiği zaman ilgili yazıyı yeniden gözden geçireceğimi, şikayetinde haklıysa yazıda gerekli düzeltmeyi ivedilikle yapacağımı taahhüt ederim.
-=(RaideR)=-

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | ReviewSilo - Reviews for e-Shopping